Sürdürülebilirlik, son yılların en çok konuşulan ama belki de en çok yıpranan kavramlarından biri. Her sektörde olduğu gibi lojistikte de zaman zaman bir slogana, bir rapor başlığına, bir vitrin süsüne dönüşebiliyor. Ben de tam bu noktada sık sık kendime şunu soruyorum: Lojistikte sürdürülebilirlik gerçekten sürdürülebilir mi? Yoksa iyi niyetli ama ömrü kısa bir gündem mi?
Cevabım net: Sürdürülebilirliği bir kampanya olarak görürseniz, ömrü de bir kampanya kadar olur. Ama onu işinizin merkezine, karar alma biçiminizin ta kendisine yerleştirirseniz, işte o zaman kalıcı olur. Talay Logistics olarak biz ikinci yolu seçtik. Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel performansı iyileştiren bir yaklaşım olarak değil; kurumsal yönetim anlayışımızın, iş yapış biçimimizin ve uzun vadeli büyüme stratejimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.
Bu bakış açısının somut karşılığı, işimizin en temeline dokunuyor: taşıma modeline. Düşük karbon salımına sahip taşımacılığı yaygınlaştırmadan lojistikte sürdürülebilirlikten söz etmek bana pek inandırıcı gelmiyor. Bu yüzden intermodal taşımacılığı stratejik önceliklerimizin başına koyduk. Demir yolu ve Ro-Ro merkezli taşımacılığın payını artırarak, kara yolu kaynaklı çevresel etkileri azaltıyoruz. Çevreci taşıma modeli olarak kabul edilen intermodalın Türkiye’deki öncü şirketlerinden biri olarak, Avrupa içi dağıtım ağımızı Ro-Ro’ya entegre blok trenlerle güçlendiriyoruz. Bunu yaparken müşterilerimize sadece daha düşük bir karbon ayak izi değil; aynı zamanda operasyonel verimlilik, zaman tasarrufu ve maliyet avantajı da sunuyoruz. Çünkü sürdürülebilirlik, ancak ticari olarak da mantıklı olduğunda gerçekten sürdürülebilir hale gelir.
Sorumluluğun taşıma modeliyle sınırlı kalmayacağına inanıyorum. Türkiye’de filosuna yüzde yüz elektrikli çekici katan ve operasyonlarında aktif kullanan ilk lojistik şirketi olmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Bu yolculuğu yerli üretimle de taçlandırarak, Türkiye’nin ilk yerli tam elektrikli çekici üreticisi HABAŞ’ın Steel Power-e model araçlarını filomuza dahil ettik. Üstelik bu araçları, İstanbul Büyükçekmece’deki genel merkezimizin çatısına kurduğumuz güneş enerjisi sistemiyle ürettiğimiz elektrikle şarj ediyoruz. Yani aracı da, onu hareket ettiren enerjinin kaynağını da yeşile çeviriyoruz. Bunu bir detay olarak görmüyorum; sürdürülebilirliğin “gösterişten” ayrıldığı yer tam da burası — zincirin her halkasını hesaba katmak.
Bir başka önemli halka da çoğu zaman göz ardı edilen teknoloji. Dijital dönüşümü sürdürülebilirlik stratejimizin temel bir bileşeni olarak görüyorum. Kendi bünyemizde geliştirdiğimiz lojistik yazılımlarıyla dijital belge yönetimi, veri analitiği ve süreç otomasyonu sayesinde hem kaynak tüketimini azaltıyor hem de operasyonlarımızı daha şeffaf ve izlenebilir kılıyoruz. Kağıtsız, veriye dayalı ve optimize edilmiş bir operasyon, aslında sessiz ama çok etkili bir sürdürülebilirlik uygulamasıdır.
Ancak sürdürülebilir başarının yalnızca karbon rakamlarıyla ya da finansal göstergelerle ölçülemeyeceğine de inanıyorum. İnsan kaynağımızın gelişimine yatırım yapmak, çalışanlarımız için güvenli ve kapsayıcı bir ortam kurmak, iş ortaklarımızla uzun soluklu ilişkiler geliştirmek — bunların hepsi işin sosyal ve yönetişimsel tarafı. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve etik yönetim olmadan, en çevreci operasyon bile eksik kalır. Türkiye’de Yeşil Lojistik Belgesi alan ilk şirketlerden biri olmamız, bu bütüncül yaklaşımın bir sonucu.
Peki baştaki soruya dönersek: Lojistikte sürdürülebilirlik sürdürülebilir mi? Bana kalırsa cevap, sektörün onu nasıl konumlandırdığında gizli. Onu bir maliyet kalemi ya da zorunlu bir uyum başlığı olarak görenler için sürdürülebilir olması zor. Ama onu rekabet gücünün, verimliliğin ve uzun vadeli değerin kaynağı olarak görenler için sadece sürdürülebilir değil, aynı zamanda kaçınılmaz. Üstelik yaklaşan AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi düzenlemelerle birlikte, sürdürülebilirlik yakında bir tercih değil, ticaretin ön koşulu olacak.
Ben bu geleceğe hazırlanmayı bir yük değil, bir öncülük fırsatı olarak görüyorum. Çünkü sürdürülebilirliği bugünün değil, gelecek nesillerin de ortak sorumluluğu olarak değerlendiriyorum. Ve o geleceğe, ancak bugünden atılan sağlam adımlarla ulaşılacağına yürekten inanıyorum.